hikikomori, toplumdan kendini izole etmek

hikikomori, toplumdan kendini izole etmek

Hikikomori japonya’da özellikle son yıllarda sıkça kullanılan ve kelime anlamı olarak “kendini toplumdan izole etmek, içeri çekilmek, hapsedilmiş olmak”  anlamlarında olan Japonca bir kelimedir.  Bilim adamları tarafından bir hastalık olarak görülen hikikomori,  2010 yılında japonya’da yayınlanan resmi rakamlara göre, 31 yaş ortalaması ile hikikomori olarak yaşayan 700.000 kişi vardır.  2010 yılındaki verilere bakarsak bu sayının günümüzde milyonu aştığını tahmin etmemek zor değil.

İnsanın içine kapanması, evine kapanması, yıllarca sosyal yaşamdan uzak kalması, kendini toplumdan soyutlaması ile insanlar arası ilişkilerin bitmesine neden olmaktadır. Sosyal fobiye sebep olan travmalar bunda da mevcuttur. Özellikle aile baskısı, topluluk içinde küçük düşmek/düşürülmek, başarısız olmak, arkadaş çevresinden dışlanmak, hor görülmek, aşağılanmak en büyük etkenlerindendir.

Bu durumdaki birey birden evine veya odasına aile bireyleriyle, arkadaşlarıyla, çevresindeki insanlarla iletişim kurmaz, kendini başka şeylerle avutur ve onu benimser. İnternet, bilgisayar oyunları, televizyon, kitap v.s. bulunduğu ortamdan dışarı çıkmadan bu tür şeylerle vakit geçirir. Çok zorda kalmadığı veya  kendisine verilmediği sürece yemek yemez, sadece tuvalet ihtiyacı için çıkar (hatta tuvalet ihtiyacını kendi odasında bile karşılayanlar az değildir), çok nadir olarak ta yıkanır.

Hikikomori hastalığı olan kişilerin çoğunluğu Japon’ya dadır.  Son yıllarda Amerika Birleşik Devletleri, Hindistan, Fas , Umman , İspanya , İtalya , Güney Kore ve Fransa’da azımsanmayacak kadar çok kişi aynı hastalığa maruz kalmıştır.  Hikikomori hastalığı, büyük oranda erkeklerde ve 15-20 yaşları arasında görülüyor. Bu kişiler genellikle sanal bir dünyada yaşamanın rahatlığını hissediyorlar, her şeyi kendi istedikleri şekilde yönetebiliyorlar, karşı çıkan olmuyor.

 

En büyük görev ailelere düşüyor

13-14 yaşlarında başlayan hikikomori’de ön ergenlikte olan çocuklar için çok tehlikeli. Kimseye zararı yok odasında ders çalışıyor, günlerce çıkmıyor, çocuğum çok başarılı olacak diye düşünülmemeli, teknolojik araçların kontrol altında kullanılmasına izin verilmelidir. Bunun yanında çocukların derslerde aşırıya kaçmamaları, günün planlı kullanımı da önemlidir.

Bilgisayarlar ailenin ortak kullanım alanlarında, örneğin salonda kullanılmalı. Bu sağlanamıyorsa bile kesinlikle kontrol altında tutulmalı ve sürekli odasında çocuklar kapalı bir şekilde bırakılmamalıdır. Kaybedilmiş yeni kuşaklar yaratmak istemiyorsak çocuklarımızın asosyal yaşamasına izin vermemeli, evimizdeki tehlikenin farkına varmalıyız. Geç kalmadan önlemlerimizi almalı, gerekirse uzmanlardan yardım alabilmeliyiz.

 

 

Paylaşcam

Bir Cevap Yazın